Türkiye’de Tarımsal İlaç Kullanımı

Tarımsal ilaçlama uygulamalarında ülkemiz Avrupa’yı yaklaşık 20 yıl geriden takip etmektedir. Bu sebeple hem üreticimiz maddi açıdan zarara uğramakta, hem de tüketicimizin sağlığı ile etkilenmektedir. Tarım ürünlerinin yoğun olarak yetiştirildiği, nüfusun kalabalık olduğu Ege ve Akdeniz bölgelerinde, ülkemizde kullanılan tarım ilaçlarının %40’ı tüketilmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki tüketim yüzde 10’luk düzeydedir. Bu değerler, yoğun tarım yapılan yörelerde yüksek sayılabilecek bir kullanım olduğunun göstergesidir. Türkiye’ deki Tarım ilaçlarının pazar değeri yıllar bazında incelendiğinde toplam olarak 1999 yılında 194,5 milyon $ iken, 2008 yılında bu rakam 218,0 milyon $’ a çıkmıştır. Yine bu sonuçlara göre, üreticimizin tarımsal üretimde her yıl daha fazla bir değer ödediği söylenebilir.
Zirai mücadele ilaçlarının pek çoğu zehirli kimyasallardır. Bu kimyasalların kullanım amacı tarımsal ürünlerdeki zararlı organizmaları öldürerek veya faaliyetlerini durdurarak sebep oldukları ürün kayıplarını milli ekonomiye geri kazandırmaktır.
Yılda yaklaşık 50 bin ton kimyasalın tüketildiği tarım sektöründe, gerek kullanıma verilmeden önce ve gerekse kullanım süresi içinde çok sıkı bir şekilde kontrolü, olası olumsuz etkilerini önlemek açısından büyük önem arz etmektedir.
Bu kimyasallar bilinen faydaları yanında; çevre, insan ve hayvan sağlığı açısı bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmekte, özellikle bilinçsiz kullanım sonucu tarımsal ürünlerdeki kalıntıları (rezidü) sebebiyle de ülke dış ticaretinde ciddi problemlere sebep olabilmektedir.  2023 yılında dünyanın en büyük 10 uncu ilaç tüketim pazarı olması öngörülen Türkiye’de kişi başına tüketimin astronomik boyuta çıkması, günümüzde ödeme sıkıntısı çeken Üretilen meyve sebzenin 2.1 milyon tonu yani % 5’i doğrudan ihraç ediliyor. Bu % 5’lik kısmın da kontrollü bir şekilde ihracatı mümkün olmaktadır. Geri kalan % 95’lik kısım ise iç piyasada tüketilmektedir. Burada asıl sorun % 5’lik kısımda değil % 95’lik kısımda oluşmaktadır. Geri kalan % 95’lik kısmın kontrol ve denetim altına alınması esasında Türk tüketicisinin sağlığı açısından önem arz eden asıl konudur. Bunun için bir an önce “Hal Yasasının ve Taze Sebze ve Meyve Üretiminde Bitki Koruma Ürünü Kalıntısının Önlenmesi” konusundaki yasaların çıkartılarak ivedilikle uygulamaya geçirilmesi ve bu şekilde tüm ürünlerde izlenebilirlik ve kayıt altına alınmanın gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde sorunun asıl çözümü olan ve İTU olarak anılan “İyi Tarımsal Uygulamaları da geçilmiş olacaktır. Pestisit kalıntıları gıda güvenliği tehlikeleri arasında üst sıralarda yer alır ve kimyasal tehlikeler grubunu oluşturur. Bunlar mikrobiyolojik tehlikelerin ortaya çıkardığı sorunlardan farklı olarak uzun vadede vücutta birikim yapan kronik ve sinsi etkiler  göstermektedir. Pestisit kaynaklı hastalıklar gıdaların tüketiminden yıllar sonra ortaya çıkabilir. Pestisit gibi vücutta birikim yapmanın sonucunda etkisini gösteren sağlık sorunlarının net bir nedenini bulmak genelde çok zordur. Pestisitlerin kullanım amaçları, genelde bitkileri ve tarım ürünlerini zararlılardan korumak olduğu için bitkilerin bulunduğu, insanın ve diğer canlıların yaşadığı çevrede uygulanmaktadır. Bu sebeple de çevre de yaşayan canlılar direkt ve indire olarak bu maddelerin olumsuz etkilerine maruz kalmaktadırlar. Ağız yoluyla, deri yoluyla ve solunum yoluyla insan vücuduna girebilen bu maddeler insan ve diğer canlılarda farklı toksik etkiler göstermektedirler. Pestisitlerin en az 49 tanesi kansorejen, 31 tanesi mutojen, 61 tanesi teratojen ve 89 tanesi allerjin etkiye sahiptir.

Dünyaca ünlü çevre örgütü Greenpeace Avrupa’da satılan 76 sebze-meyveyi test etti. Türkiye’de üretilen biber, armut ve üzüm en tehlikeli ürünler çıktı. Türk domatesi başta olmak üzere tarım ürünleri ihracı çeşitli kez “İnsan sağlığına zararlı kalıntı” tespitiyle sekteye uğramıştı. Türkiye buna rağmen 2011 yılında 2 milyar 339 milyon dolarlık sebze meyve ihracatı gerçekleştirmişti. Çevre örgütü Greenpeace, yaptığı araştırmada en tehlikeli ürünler listesinde ilk 3 sıraya yine Türkiye’de yetişen tarım ürünlerini koydu.Türk tarım ürünleri bir kez daha ağır darbe yedi. Bugüne kadar başta Rusya olmak üzere Ukrayna, Almanya, Hollanda gibi ülkelerden “Yolladığınız tarım ürünlerinde insan sağlığına zararlı kalıntı madde var” uyarısı alan, hatta belirli aralıklarla ihracat imkânları kesilen Türkiye, bu kez de Greenpeace’in raporu ile şoka girdi. Çevre örgütü Greenpeace’in marketlerde satılan sebze ve meyveleri inceleyen araştırmasından korkutucu sonuçlar çıktı. Örgütün en tehlikeli ürünler listesinde ilk üç sırayı Türkiye’de yetişen biber, armut ve üzüm aldı. Greenpeace bu ürünlerin kesinlikle tüketilmemesini istedi. Dünyaca ünlü örgütün Almanya’da yayınladığı “Kimyasal maddesiz yemek” başlıklı 26 sayfalık raporda, Türkiye’de üretilen sebze meyvelerin tüketilmemesi için uyarılar yer alıyor. Greenpeace üyeleri 2009-2010 yıllarında farklı ülkelerdeki farklı bölgelerdeki süpermarket, manav, perakende ve toptan satış yerlerinden 76 çeşit sebze ve meyve satın alarak bunları uzmanlara inceletti. Test edilen ürünlerin bir kısmında, sınırın üzerinde kimyasal madde tespit edildi. Araştırma sonucuna göre, incelenen ürünlerin yüzde 50’sinde zararlı organizmaları engellemek amacıyla tarımda kullanılan “pestisit” türü kimyasal maddelere rastlandı.